Kayseri’de Büyümek ve Bozkırın Sessizliği
Sevgili Kerio ziyaretçileri, bugün “İç Anadolu’nun bitki örtüsü nedir” konusunda bilinmesi gerekenleri ele alıyoruz.
Kayseri’de büyümek… Bunu anlatmak bazen kolay, bazen de içimi düğüm düğüm eden bir şey. 25 yaşındayım ve yıllardır günlük tutarım. Sayfalar dolusu kelime, bozkırın rüzgârı gibi savrulup durmuş hayatımın içinde bir yere tutunmaya çalışır.
Çocukken şehrin dışına her çıktığımda aynı manzarayla karşılaşırdım: sonsuz gibi uzanan sarı ve kahverengi tonlar, yer yer sert rüzgârla eğilmiş dikenli çalılar, kurak toprağın üstüne serpiştirilmiş gibi duran dirençli otlar… O zamanlar anlamazdım ama şimdi biliyorum: bu coğrafyanın kalbi sessiz atıyor.
İç Anadolu’nun bitki örtüsü nedir? diye ilk kez sorduğumda lise sıralarındaydım. O soru, sadece bir coğrafya sorusu gibi görünmüştü ama içimde bir şeyleri yerinden oynatmıştı. Çünkü o an fark etmiştim: Ben aslında yaşadığım yeri değil, yaşadığım yer beni anlatıyordu.
Çocukluk hatırası: rüzgârın sesi ve toprak kokusu
Küçükken dedemin köyüne giderdik. Kayseri’nin biraz dışı… Yol boyunca pencereye yapışır, rüzgârın camı titreten sesini dinlerdim. Toprak çatlak çatlak olurdu, ama o çatlakların arasında bile yaşam vardı.
Dedem bana bir gün eğilip şöyle demişti: “Buraların toprağı serttir ama inadına yaşatır.”
O zaman anlamamıştım. Şimdi anlıyorum. Çünkü İç Anadolu’nun bitki örtüsü denince aklıma sadece kitaplarda yazan “bozkır” kelimesi gelmiyor. Akasya çalısı gibi dirençli bitkiler, yavşan otu kokusu, kuraklığa rağmen kök salmış dikenli bitkiler geliyor. Hayat gibi… az ama güçlü.
O yıllarda en çok akşamüstlerini severdim. Güneş alçaldıkça bozkırın rengi değişirdi. Sanki dünya bir anlığına yumuşardı. İçimde açıklayamadığım bir huzur olurdu ama aynı zamanda hafif bir eksiklik hissi de…
İç Anadolu’nun Bitki Örtüsü Nedir? diye sorduğum gün
Bir gün okulda öğretmenimiz tahtaya büyük harflerle yazmıştı: “İç Anadolu’nun bitki örtüsü nedir?”
Sınıf sessizdi. Herkes defterine eğilmişti ama ben pencereden dışarı bakıyordum. O soru, bir anda zihnimde büyüdü. Sanki sadece coğrafi bir tanım değil, hayatımın bir özeti gibi duruyordu karşımda.
“Bozkır,” dedi öğretmen.
Ama benim içimde başka bir cevap vardı. Bozkır sadece bir isim değildi. Bozkır; sabretmekti, susmak zorunda kalmaktı, azla yetinmekti. Ve belki de en önemlisi, her şeye rağmen var olmaktı.
O gün eve döndüğümde günlüğüme uzun uzun yazmıştım. “İç Anadolu’nun bitki örtüsü nedir?” sorusu beni rahatsız etmişti çünkü cevabı öğrendiğimde bile içimde bir boşluk kalmıştı. Sanki bu toprakların anlattığı şey sadece bitkiler değil, insanların da iç dünyasıydı.
Bozkırın içindeki hayatı fark etmek
Zamanla şunu öğrendim: Bozkır, boşluk değildir. Sadece sessizdir.
Yavşan otunun keskin kokusu, sabah çiğ düştüğünde parlayan dikenli çalılar, rüzgârla birlikte eğilip sonra yeniden doğrulan otlar… Hepsi bir hikâye anlatır.
İç Anadolu’nun bitki örtüsü nedir? diye tekrar sorsalar artık sadece “bozkır” demem. “Dirençtir” derim. Çünkü burada yaşayan her şey, yokluğa rağmen var olmayı öğrenmiştir.
Ama yine de bazen içimde bir hayal kırıklığı büyür. Neden daha yeşil değil? Neden ormanlar yok? diye düşündüğüm olur. Bu düşünce bana çocukça gelir ama bastıramam.
Kuraklığın içinde hayat
Bir yaz günüydü. Kayseri’nin dışına, tek başıma yürümeye çıktım. Kimseye söylemedim. Günlüğümü bile yanıma almadım.
Toprak sıcaktı. Ayakkabımın altından gelen sertlik, her adımda bana bu coğrafyanın ne kadar güçlü ama bir o kadar da kırılgan olduğunu hatırlatıyordu.
Bir süre sonra durdum. Etrafımda sadece bozkır vardı. Ama dikkatli bakınca hayatın küçük izleri görünüyordu.
Küçük sarı çiçekler… Kuraklığa rağmen açmıştı. Dikenli çalılar… Rüzgâra rağmen ayakta duruyordu. Ve ben o an düşündüm: Belki de İç Anadolu’nun bitki örtüsü sadece bitkiler değil, bir dayanma biçimidir.
O anda içimde garip bir umut yükseldi. Hayatımın bazı dönemlerinde hissetmediğim bir şeydi bu.
Rüzgârla konuşmak
Rüzgâr o gün çok sertti. Yüzüme çarpıyor, saçlarımı dağıtıyordu. Ama garip bir şekilde rahatsız olmadım.
Kendi kendime konuştum. “Burada nasıl yaşanır?” diye sordum.
Cevap vermedi elbette. Ama bozkırın sessizliği cevap gibiydi. Çünkü bazen cevaplar kelimelerde değil, manzaralarda saklıdır.
İç Anadolu’nun bitki örtüsü nedir? sorusu yine aklıma geldi ama bu kez farklı bir anlam taşıyordu. Artık bir sınav sorusu değil, bir yaşam sorusuydu.
Bir yürüyüş ve içsel kırılma
O yürüyüş sırasında bir noktada oturdum. Çantamdan su şişemi çıkardım. Etrafı izledim.
Bir süre sonra gözlerim doldu. Bunu beklemiyordum. Belki de birikmişti her şey: şehir hayatı, beklentiler, yorgunluk…
Bozkır bana hiçbir şey söylemiyordu ama her şeyi anlatıyordu.
Kendi kendime şunu itiraf ettim: Burayı bazen sevmiyorum. Kuraklığı, sertliği, ısrarcı rüzgârı… Ama aynı zamanda burası benim evim.
İçimde çelişki büyüdü. Hayal kırıklığı ile bağlılık aynı anda vardı. Bu duyguyu ilk kez bu kadar net hissettim.
Toprağın sabrı
Toprağa baktım. Çatlamıştı ama boş değildi. O çatlakların arasında bile hayat vardı.
İşte o an anladım: İç Anadolu’nun bitki örtüsü nedir? sorusunun cevabı sadece “bozkır” değil, “sabır”dır.
Sabır, burada yaşayan her şeyin ortak diliydi.
Umut: yağmurun gelişi ve değişen renkler
Sonbahara yaklaşırken bir gün yağmur yağdı. Küçük bir yağmurdu belki ama benim için çok şey ifade etti.
Toprak kokusu yükseldi. O koku… tarif etmesi zor. Çocukluğumu hatırlattı.
Bozkır bir anda değişmedi ama yumuşadı. Renkler koyulaştı, hava hafifledi.
O an içimde bir umut doğdu. Belki her şey değişmezdi ama bazı şeyler yeniden başlayabilirdi.
Günlüğüme o gün sadece şu cümleyi yazmışım: “Bozkır bile bazen nefes alıyor.”
Küçük yeşil mucizeler
Yağmurdan sonra yürürken küçük yeşil filizler gördüm. Belki çok kısa ömürlü olacaklardı ama oradaydılar.
İç Anadolu’nun bitki örtüsü nedir? diye bir kez daha düşündüm. Bu kez cevabım daha duygusaldı: Umudun en zayıf ama en inatçı hali.
Son düşünceler: Bozkırla barışmak
Şimdi 25 yaşındayım. Kayseri’de yaşıyorum. Hâlâ günlüğüme yazıyorum.
Bazen hâlâ hayal kırıklığı hissediyorum. Daha yeşil bir yer hayal ediyorum. Daha yumuşak bir dünya…
Ama sonra dışarı çıkıp bozkıra bakıyorum. Rüzgârı hissediyorum. Kurak toprağın üstünde direnmeye çalışan bitkileri görüyorum.
Ve anlıyorum ki bu coğrafya bana bir şey öğretti: Her şey bol olmak zorunda değil. Bazı şeyler az ama derin olabilir.
İç Anadolu’nun bitki örtüsü nedir? sorusu artık zihnimde sadece bir bilgi değil. Bir yaşamın özeti. Bir direnişin, bir sabrın ve bazen de sessiz bir umudun adı.
Ve ben, bu bozkırın içinde büyümüş bir insan olarak, artık şunu biliyorum: En kurak topraklarda bile bir şeyler yeşermeye devam eder.
Bunu da Okuyun: İpek böceği kozadan çıktıktan sonra ne yer ?