Kayseri’de Bir Defter Sayfasında Nişastanın İzini Sürmek
İlgili Yazımız: Tue hangi ay ?
Kayseri’de yaşadığım evin küçük balkonunda oturup eski günlüklerimi karıştırmayı çok severim. Bazen bir cümlenin arasında yıllar önceki heyecanımı, bazen de birkaç kelimenin içinde sakladığım kırgınlıklarımı bulurum. 25 yaşındayım ve çocukluğumdan beri yazmak benim için sadece bir alışkanlık değil, içimde birikenleri dışarı çıkarma yolu oldu.
Geçen kış, soğuk bir Kayseri akşamında yine günlüğümün başına oturmuştum. Dışarıda Erciyes’in beyaz görüntüsü vardı. Sobanın yanında duran çay bardağım yavaşça soğurken aklımda tek bir soru dolaşıyordu: “Nişasta hangi dilden gelir?”
Bu soruya neden takıldığımı ben bile tam olarak bilmiyordum. Belki de çocukluğumdan beri mutfakta gördüğüm, annemin tatlı yaparken kullandığı o beyaz tozun ardında nasıl bir hikâye olduğunu merak etmiştim. Bazen en sıradan şeylerin bile derin bir geçmişi olduğunu fark etmek beni çok etkiler. Bir kelimenin içinde insanların yolculuğunu, kültürlerin birbirine dokunuşunu görmek bana büyük bir heyecan verir.
O gece günlüğüme şu cümleyi yazmıştım:
“Bugün mutfakta gördüğüm küçücük bir kelimenin, aslında yüzyıllar boyunca süren büyük bir yolculuğu olduğunu öğrendim.”
Nişasta Kelimesinin Kökenine Dair Merakım
Hoş geldiniz! Kerio olarak bu yazımızda “Nişasta hangi dilden gelir” hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıyoruz.
Çocukken bazı kelimelerin sadece var olduğunu düşünürdüm. Onların nereden geldiğini, hangi insanların dilinden geçip bize ulaştığını hiç düşünmezdim. Fakat büyüdükçe kelimelerin de insanlar gibi bir geçmişi olduğunu anlamaya başladım.
“Nişasta” kelimesi Türkçeye geçmiş bir kelimedir ve kökeni Farsçaya dayanır. Farsçada “nişasta” kelimesi, “oturmuş, çökmüş, tortu hâline gelmiş şey” anlamındaki kullanımlardan gelir. Özellikle bitkilerden elde edilen ve çökelerek ayrılan bu madde için kullanılmıştır.
Bu bilgiyi öğrendiğimde garip bir mutluluk hissettim. Çünkü yıllardır mutfağımızda bulunan bir kelimenin aslında farklı bir coğrafyadan çıkıp Türkçenin içinde kendine yer bulduğunu görmek beni düşündürdü. Dil dediğimiz şeyin ne kadar canlı olduğunu bir kez daha fark ettim.
Kayseri’de sokaklarda yürürken, eski taş binalara bakarken ya da çarşıdaki baharatçıların önünden geçerken hep aynı şeyi düşünürüm: Bu şehirde kullanılan her kelimenin, her eşyanın, her tarifin arkasında bir hikâye olabilir.
Belki de beni en çok etkileyen şey buydu. Nişasta sadece yemeklerde kullanılan bir madde değildi. Aynı zamanda farklı kültürlerin birbirine bıraktığı küçük bir mirastı.
Annemin Mutfağında Başlayan Küçük Bir Araştırma
Birkaç hafta sonra annem mutfakta sütlü bir tatlı hazırlıyordu. Çocukluğumdan beri bildiğim o tanıdık manzaraydı. Tezgâhın üzerinde şeker, süt ve bir paket nişasta duruyordu.
Yanına oturdum ve ona “Anne, hiç düşündün mü bu kelimenin nereden geldiğini?” diye sordum.
Annem gülümseyerek bana baktı.
“Sen de artık her şeyin hikâyesini arıyorsun,” dedi.
Haklıydı. Son zamanlarda gerçekten de böyleydim. Bir eşyanın geçmişini, bir yemeğin ortaya çıkışını, bir kelimenin yolculuğunu merak ediyordum. Belki de bunun sebebi kendi hayatımda da bir yön arıyor olmamdı.
25 yaşında olmak bazen tuhaf bir duygu. Bir yandan geleceğe dair büyük hayaller kuruyorum, diğer yandan geçmişte bıraktığım şeyleri düşünüyorum. Bazı günler kendimi çok güçlü hissediyorum, bazı günler ise ne yapacağımı bilemediğim bir boşluğun içinde kalıyorum.
O akşam annemin yaptığı tatlıyı yerken içimde büyük bir huzur vardı. Çünkü küçük bir araştırma sayesinde aslında sadece bir kelimenin kökenini değil, kendi merakımın değerini de keşfetmiştim.
Bir Kelimenin Arkasında Saklanan Kültür Yolculuğu
Diller hiçbir zaman tek başına yaşamaz. İnsanlar nasıl birbirleriyle iletişim kuruyorsa, kelimeler de farklı toplumlar arasında yolculuk eder.
“Nişasta hangi dilden gelir?” sorusunun cevabı sadece “Farsça” demekten ibaret değildir. Bu cevap bana çok daha büyük bir hikâyeyi anlatır. Çünkü bir kelimenin başka bir dile geçmesi, insanların birbirleriyle kurduğu bağın bir göstergesidir.
Yüzyıllar boyunca ticaret yapan, aynı pazarlarda buluşan, aynı yemekleri paylaşan insanlar birbirlerinden kelimeler almışlardır. Bugün kullandığımız birçok kelimenin içinde farklı coğrafyaların izlerini taşımamızın sebebi budur.
Bazen arkadaşlarımla sohbet ederken böyle konular açıyorum. Çoğu insan ilk anda şaşırıyor. Çünkü günlük hayatta kullandığımız kelimelerin nereden geldiğini düşünmüyoruz.
Bir keresinde yakın bir arkadaşıma nişasta kelimesinin hikâyesini anlattığımda bana şöyle dedi:
“Gerçekten garip. Her gün gördüğümüz şeylerin aslında ne kadar eski bir geçmişi varmış.”
Bu cümle beni çok mutlu etmişti. Çünkü benim hissettiğim şeyi başka birinin de fark ettiğini görmek güzel bir duyguydu.
Hayal Kırıklığı ve Yeniden Başlayan Umutlarım
O dönem hayatımda bazı hayal kırıklıkları yaşadığım bir zamandı. Planladığım bazı şeyler istediğim gibi gitmemişti. Kendimi zaman zaman başarısız hissediyordum. Günlüğümün bazı sayfalarında sürekli aynı cümleleri tekrar ettiğimi fark ettim.
“Acaba doğru yolda mıyım?”
“Acaba daha fazlasını yapabilir miydim?”
Bu sorular beni yoruyordu.
Fakat nişasta kelimesinin hikâyesini araştırırken küçük bir ders aldım. Bir kelime bile yüzlerce yıl içinde farklı yerlerden geçip bugünkü hâline ulaşabiliyorsa, insanların hayatları da değişebilir diye düşündüm.
Bazen beklediğimiz sonuç hemen gelmez. Bazen bir şeyin değerini anlamak için zaman gerekir. Nişasta kelimesinin yıllar boyunca diller arasında dolaşıp bugün bizim sofralarımızda yer alması gibi, insanların da kendi yolculukları vardır.
O gece günlüğüme yeni bir cümle yazdım:
“Geç kalmış olmak, kaybolmuş olmak değildir.”
Bu cümle bana uzun süre güç verdi.
Umarız “Nişasta hangi dilden gelir” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Kerio ekibinden sevgilerle!
Kayseri Sokaklarında Kelimeleri Düşünmek
Kayseri’de yürürken artık sadece binalara ya da insanlara bakmıyorum. Duyduğum kelimelerin de peşinden gidiyorum.
Eski çarşıda yürürken esnafın konuşmalarını dinliyorum. Bir kelimenin nasıl nesilden nesile aktarıldığını düşünüyorum. Büyüklerimizin kullandığı bazı ifadelerin aslında geçmişten gelen küçük hazineler olduğunu fark ediyorum.
Dil bana artık yaşayan bir anı defteri gibi geliyor.
Tıpkı benim tuttuğum günlükler gibi…
Bir günlükte bir insanın sevinci, üzüntüsü, korkusu ve hayalleri saklıysa, bir dilde de toplumların geçmişi saklıdır.
Nişasta kelimesi de benim için böyle bir anlama geldi. Başta sadece mutfakta kullanılan sıradan bir kelimeydi. Fakat araştırdıkça içinde tarih, kültür ve insan hikâyeleri olduğunu gördüm.
Günlüğümde Kalan Son Not
Bugün hâlâ zaman zaman o eski günlük sayfalarını açıyorum. O kış akşamını hatırlıyorum. Sobanın sıcaklığını, elimdeki kalemi ve aklımdaki küçük soruyu…
“Nişasta hangi dilden gelir?”
Belki dışarıdan bakıldığında çok basit bir soru gibi görünebilir. Ama benim için o soru, büyük bir keşfin başlangıcı oldu.
Bir kelimenin kökenini öğrenirken aslında geçmişle bağ kurdum. İnsanların nasıl birbirinden etkilendiğini, kültürlerin nasıl iç içe geçtiğini gördüm.
Hayatta bazen büyük cevapları küçük soruların içinde buluyoruz. Ben bunu bir kelimenin hikâyesi sayesinde öğrendim.
Artık mutfakta bir paket nişasta gördüğümde sadece beyaz bir toz görmüyorum. Onun içinde farklı topraklardan gelen bir hikâye, yılların birikimi ve insanların birbirine bıraktığı bir iz görüyorum.
Belki de hayatın güzelliği tam olarak burada saklıdır. Her gün yanımızdan geçen şeylere biraz daha dikkat etmekte…
Çünkü bazen en sıradan görünen kelimeler bile bize kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nereye gidebileceğimizi hatırlatır.
Ben de Kayseri’de küçük balkonumda günlüğümü yazarken bunu düşünüyorum. Bir kelime, bir hatıra ve bir merak… Bazen insanın dünyasını değiştirmeye yetiyor.