Episode Hastalığı Nedir? Çılgın Bir Hikâye Başlasın!
Herkese merhaba! İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, kafasında sürekli espriler dönen ama bir o kadar da her şeyi fazla düşünen biri olarak karşınızdayım. Bazen arkadaşlarıma espri yaparken, “Bu konu çok komik aslında ama derinlemesine düşününce biraz karamsar gibi olabilir,” diyorum. Neyse, konumuz bambaşka bugün: Episode hastalığı nedir?
Hadi başlayalım ama önce bir şey soracağım: Sizce bir hastalık “Episode” gibi bir isim alırsa, bu biraz da Netflix orijinal dizilerine benzemez mi? “Episode hastalığı” da tam bir dizi havası taşıyor, ne dersiniz? Hani, başlarsınız bir bakarsınız sekizinci sezonu geçiyorsunuz, zaman uçmuş. Ama bu hastalık biraz daha farklı. Sizi, başından sonuna kadar etkileyen bir hastalık, ve evet, ne yazık ki bir şekilde “gizemli” ve hatta komik.
Episode Hastalığı Nedir?
İç sesim burada devreye giriyor: “Hadi bakalım, şimdi ciddi bir şekilde bu hastalığı anlat.”
Episode hastalığı, aslında gerçek bir hastalık değil, en azından resmi olarak hastalık listelerine girmedi. Ama daha çok bir “zihinsel durum” olarak kabul edilebilir. Hadi, biraz daha açalım.
Çok kısa bir özet: Bu hastalık, bir insanın sürekli olarak çok büyük ve karmaşık hikayeler yaratmaya başlamasıyla kendini gösterir. Bu hastalıkla başa çıkamayan birinin, neredeyse her anında “büyük bir olay” yaşanıyormuş gibi hissetmeye başlaması mümkündür. Birini gördüğünüzde, aklınızda “Bununla büyük bir dram yazılır” diye düşünmeye başlarsınız. Bu, tüm hayatınızı saran bir hâl alabilir ve işin komik kısmı, aslında çoğu zaman çevremizdekilerin hayatını küçük birer diziyormuş gibi görmemizdir.
Episode Hastalığı ve Ben: Eğlenceli Bir “Hasta” Hikâye
Bir gün İzmir’in güzel sahilinde yürürken, içimdeki Episode hastalığı çığlık atmaya başladı. Hemen kafamda bir senaryo başladı. “İzmir’in sahilinde yürüyen bir adamın hayatı nasıl değişir?” diye düşündüm. Şimdi, bu adam ben oluyorum tabii. Kafamda şöyle bir diyalog başladı:
Adam (ben): “Hmmm, bugün biraz başım ağrıyor ama her şey yolunda. Hava harika!”
Düşüncelerim: “Bekle, bu sıradan bir şey değil, adam bir felakete doğru sürükleniyor. Hava güzel ama bir aksilik olacak. Hangi aksilik? Hadi bakalım, düşünsene.”
Adam (ben): “Yok, ya valla her şey yolunda. Bugün sabah da işe geç kalmadım, yine başarılı bir gün.”
Düşüncelerim: “Bunu kimseye anlatma! Hem başına bir şey gelmeden bu kadar mutlu olmak abuk sabuk. Şimdi bir kahve iç, ama dikkat et! Birisi sana çarpacak. Bu, tam bir dönüm noktası.”
Tabii, bu tür senaryolar kafamda dönüp dururken, aslında hayatım gayet normaldi. Kimse bana çarpmadı, felaket de yaşanmadı. Ama işte, Episode hastalığı dediğimiz şey tam da bu! Her şeyin “büyük bir olay” olmasını bekliyorsunuz. O kadar ki, bazen normal bir günde sıradan bir olay dahi “hikâyeye dönüşüyor.” Kafamdaki “beklenmedik olay” her an meydana gelebilir.
“Düşünceleri Birleştirme” Salaklık mı, Felsefe mi?
İçimdeki insan tarafı devreye giriyor: “Ya ama bazen de çok eğlenceli değil mi? Yani, insan bir şeylere takılmaya başlıyor, bir dünyaya girmek, o dünyada olmak, bir tür kaçış değil mi?”
Evet, doğru. Episode hastalığı bazen eğlenceli olabiliyor. Herkesin hayatındaki sıradan anları anlamlandırmak için zaman zaman büyük bir çaba harcıyoruz. Ama düşünün, bazen de her anı büyük bir olay olarak görmek, biraz delilik gibi değil mi? Yani, şöyle de diyebiliriz: “Her anı dramaya çevirmeye çalışmak, sıkıcı bir hale dönüşebilir.”
Bazen bir çocuğun düşmesi bile “Benim hayatımın anlamı ne?” diye sorgulamama sebep olabiliyor. Yani, bu şekilde düşünmek, sadece bana özgü değil. Birçok insanın hayatında buna benzer “yaratıcı” düşünce patlamaları yaşadığına eminim.
Episode Hastalığı ile Nasıl Baş Ederiz? Komik Bir Tavsiye Listesi
Tam burada içimdeki mühendis devreye giriyor. “Şimdi, biraz bilimsel yaklaşalım.” Aslında, Episode hastalığına dair çok sağlam bir çözüm önerim yok. Ama, tabii ki birkaç yaratıcı önerim var:
1. Gerçekleri Kabul Et: Her şeyin bir olay olmadığını, bazen yaşadığımız anların sadece “yaşanması gerektiğini” kabul et. Mesela, bugün sahilde yürürken bir çocuk düştü. Ama düşen çocuk, aslında bir dramaya dönüşmedi. O çocuk, sadece birazcan ağladı ve kalktı. Tamam mı? Drama yok!
2. Hayatın Komikliğine Odaklan: Bazen hayatın içinde, sıradan şeylerin bile komik olduğunu unutuyoruz. Episode hastalığına yakalanmamak için, bazen sadece “komik” olanı görmek gerek. Mesela, bir kedi yere düşerken o kadar havalı bir şekilde kalktı ki, “Evet, işte bu gerçek bir dramadır!” dedim. Sonra fark ettim ki, sadece kedi şanslıydı.
3. Özel Anlar Arama: Bazen hiç anlamlı bir şey yaşamadan da hikâye yaratmaya çalışırız. Oysa, her anın özel olmasına gerek yok. Gündelik hayatın komik yanlarını görün. Mesela, sabahları kahvaltı yaparken yanlışlıkla bir ekmeği fazla alırsınız ve o ekmek yere düşer. Hiçbiri dramaya dönüşmez, ama gülerken “Bunu anlatmam lazım!” dersiniz.
4. Çok Ciddiye Alma: Eğer Episode hastalığına yakalanmışsanız, dünyayı ciddiye almayı bırakın. Biraz daha esprili bakın. Mesela, sevgilinizle sinemaya gittiğinizde, filmdeki bir karakterin saçma bir şekilde bağırması, aniden size bir dramaya dönüşmesin. Gülün, geçin.
Episode Hastalığına Son: Gerçekçi Bir Final
Sonuç olarak, Episode hastalığı nedir? diye sorduğumuzda, aslında bu hastalık, çoğu zaman kafamızda kendi yarattığımız bir hikâyedir. Her şeyin bir dramaya dönüşmesini istemek, aslında sıkıcı olabilir. Ama hayatı eğlenceli kılmak, belki de her şeyin “büyük bir hikâye” olmasına gerek olmadığını anlamaktan geçiyor.
Şimdi, siz de kafanızda kendi “Episode” hikâyenizi yazmaya başlamışsanız, sakin olun! Her şey “drama” olmak zorunda değil. Eğlenin, güldürün ve bazen bir çocuğun düşmesiyle büyüyen hikâyeyi, sıradan bir anı olarak kabul edin.